AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Daha çok erken...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Arawa Chiyoko
Séptima Espada | Loneliness
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 29
Yaş : 24
Nereden : Yan karakterim ben.
Karakter Yaşı : 1300 | 19
Lakap : Arawa-san | Yoko
Ruh Hali :
Kayıt tarihi : 15/01/13

Karakter
Zanpakutou:
Puan:
92/100  (92/100)

MesajKonu: Daha çok erken...   Cuma Ocak 18, 2013 1:17 am


Gölgeler sustu, rüzgarın fısıltısında.
Yıldızlar söndü, gecenin karanlığında.
Her şeyin yok olduğu günde, ben hiç ağlamadım.
Kor gibi yakan sözlerin arasında sıkıştım kaldım.
Hatıralar acı veriyor, derken;
Unutmak için, daha çok erken...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Arawa Chiyoko
Séptima Espada | Loneliness
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 29
Yaş : 24
Nereden : Yan karakterim ben.
Karakter Yaşı : 1300 | 19
Lakap : Arawa-san | Yoko
Ruh Hali :
Kayıt tarihi : 15/01/13

Karakter
Zanpakutou:
Puan:
92/100  (92/100)

MesajKonu: Geri: Daha çok erken...   Cuma Ocak 18, 2013 2:45 am

    Jean Pierre Taieb | Kill me


    Gece boşluk kadar karanlıktı yine. Doyumsuz bir kuşun, kanatlarını istediği kadar açıp uçacağı kadar boştu gökyüzü. O zaman hatırladı, geçmişte dilediği şeyleri. En geçmişindeki şeyleri, üzerinden kaç yüz yıl geçmişti sahi? Ne zaman ulaşmıştı bin yılına? Neden çoğu anısı anlamsız ve boştu? Sorulara gömerdi kendini bir kez daha, mezarında rahatça yaşabilecek olsaydı eğer. Hayır, asıl olan ölmekti. Hayata hayat denebilir miydi sonu olmasaydı? Soruların oluşturduğu ağırlığın altından kalkamayacağını hissetti hala genç gözüken, naif bedeninde. İçi ürperdi her şeyden önce, onu gömselerdi, yeniden dilerdi kanatları olmasını. Her şeyden uzaklaşırdı uçarak. Boş gökyüzünde, ulaşabildiği, gücünü yettiği en yüksek yere giderdi, onu yakalayamasınlar diye. Boşlukta yok olurdu, yerin dibinde yok olmaktansa. Kim bilir, boşluğun kendisi haline gelirdi? Kaçmak mıydı bu istediği şeyin adı? Soğuktu gökyüzü, içinde kaybolmak istenmeyecek kadar soğuk. O zaman ateş olmalıydı onu yok edecek şey. Son anında hissederdi aradığı sıcaklığı belki de. Tenine vuran alevler ısıtır mıydı içini? Ya ulaşmazsalar, yetişemezlerse ruhunun en derin yerlerine? O zaman ne yapardı? Zaten ölmüştü. Bir kere değil hem de, birçok kere ölmüştü o. İlk ölümünü düşündü, bu dünyaya gelmeden önceki ölümünü. Hayatındaki en güzel şeydi, bir mucize. Soğuk kumlarda gezdirdi elini, bir avuç alıp parmaklarının arasından akmasını izledi. Zaman gibi, diye düşündü. Zaman da akıyordu durmadan, kimileri için çok değerli bir hazine misali. Burayı sevdiğini düşündü anılarına kaybolmadan önce. İlk geldiğinden beri seviyordu; burası onun için daha çok yuvaydı, lanetli dünyadan. Soğuk kumlarda silik ayak izleri bırakmaya devam ederken, geceyi inceliyordu. Burası hep geceydi. Yorulmazlardı ki uyumaları gereksin. En son gündüzü ne zaman gördüğünü hatırlamaya çalıştı, geçenlerde ziyaret etmişti lanetli yeri. Ancak hatırlamaya çalıştığı şey öyle bir şey değildi. Gerçekten orada yaşarkenki zamandı aklına getirmek istediği şey. Ama yapamadı. Ne kadar bağrınsa da içinde, gelmedi o hatıralar. Çok komikti, biraz da ironik. Zamanında kendisi unutmak istemişti o anıları. Şimdi ise o kadar doğaldı ki unutmak, çok zaman olmuştu. Defalarca yaşadığını düşündü, herkesten defalarca uzun. Nefret etti zaman denilen şeyden. Akıp gitmemeliydi, durması da gerekirdi güzel anlarda. Ancak gerçeklik bu şekildeydi; her kötü olan şey akıp giderdi, iyi olan şeyler de. O halde hatırlamaya çalıştıklarına göre epey yeni kalan anılarını niye unutamıyordu? Son ölüm, kendisinin olmalıydı. O, olmalıydı yok olmuş olan. Neden onunla birlikte gidememişti sanki. Gözlerini açık tutarak yaşların süzülmesine izin verdi. Görüşü biraz bulanıklaşmıştı elbet, pek önemli değildi onun için. Nereye gittiğinin bir önemi var mıydı, zaten kaybolmayacağını bilirken? Kaybolabilir miydi, gidecek hiçbir yeri yok iken? Aklını uykuda tuttuğunu düşünürdü, önemsiz soruların ve çelişkilerin. Bilincini kapardı, bu şekilde canı acımazdı. Bunu yapmaz ise, gerçeklik onu yakalardı, tüm ruhunu yakardı, aklını kaçırırdı. Düşünmez ise, buradaki çoğu yaratıktan farkı kalmazdı. Konuşamadığı için, konuşabileceği şeyleri düşünmezdi. Delirmek istemediği için düşünür, zihnine oyun oynardı. Uyanık tutardı kendini düşüncelerle, ancak bakmazdı gerçekliğe. Yoksa bir kez daha canı acıyacaktı. Düşünmemeye çalışsa bile aklına geleceğini bildiği şeyler onu yeniden sarsacaklardı. Çığlık atsa, tüm gücüyle haykırsa, kim duyacaktı burada sesini? Kim tutacaktı bir daha elini, ona yol göstermek için? Birisi, birileri…

    Yaşların akmasına izin verdi, yapabileceği bir tek bu kalmıştı. Kendine haksızlık yapmamayı öğrenmişti ondan. Eskiden olsa izin vermezdi ruhunun zayıflıklarını göstermesine. Niye yok olamıyordu, her şeyi tek tek kaybolurken? Niye bir anda bitmiyordu acısı, bedeni, ruhu, bir anda parçalansaydı bu denli çeker miydi ağrı? Kendisine olmuş olmalıydı, son ölüm. Bir kez daha istediği tek şeye ulaşamıyordu. Onu asıl korkutan soru; istediği ölüm müydü gerçekte? Yoksa sadece, bir şeylerin yerine konulan, bir şeyleri örtbas eden yalancı isteklerden biri miydi?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Daha çok erken...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» ruh hali ve daha fazla smile
» Daha Kaliteli Hizmet İçin Üye Olun
» Siteme Daha Fazla Misafir Nasıl Çekebilirim? :/
» Sizce Hangisi Daha iyi
» Mozillada Daha iyi çalışır

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bleach RPG :: Hueco Mundo :: Las Noches-
Buraya geçin: